Yazının Ne Zaman Yazıldığı ile İmzanın Ne Zaman Atıldığının ve Mürekkep Yaşının Tespiti Mümkün Değildir

Geçersiz Sözleşmenin Feshi Talep Edilemez
16 Ekim 2020

Yazının Ne Zaman Yazıldığı ile İmzanın Ne Zaman Atıldığının ve Mürekkep Yaşının Tespiti Mümkün Değildir

Bazı uyuşmazlıklarda sözleşmenin, protokolün veya senedin düzenlendiği gerçek tarih ile dosyadaki tarih arasında farklılıklar söz konusudur. Zira belgeyi elinde bulunduran kişi sonradan gerçek dışı bir tarih veya yazı yazabilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı doğrultusunda ülkemiz koşullarında, karar tarihi itibariyle böyle bir tespitin yapılması mümkün değildir.

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/13-665 K. 2018/1465 T. 18.10.2018 DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Konya Tüketici Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 30.04.2013 tarihli ve 2012/1036 E., 2013/297 K. sayılı karar davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 11.10.2013 tarihli ve 2013/22774 E., 2013/25110 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili müvekkilinin, davalı şirketten davalı belediyenin güvencesi altında, Antalya ili, Gazipaşa İlçesi, Pazarcı Mah. 22 ada, 35 parsel sayılı arsa üzerindeki bir adet A grubu devremülkü 594,80 TL karşılığında satın almak için 02/07/1997 tarihinde sözleşme imzaladığını, davalıların edimini yerine getirmediğini bu sebeple fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 7.500,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir. Davalılardan …, sözleşme tarihi itibariyle zamanaşımı yönünden dava süresinin dolduğunu, 1997 tarihinde yapı ruhsatının iptal edildiğini, bu tarihten sonra devre mülk inşaatlarına çivi çakmanın imkansız hale geldiğini, inşaatlara mühür vurulduğunu, edimin ifasının imkansızlığının bu tarih olduğunu, devre mülkle ilgili ihalenin feshedildiğini, 1998/179 Esas sayılı dosyası ile belediyenin %20 ortağı olduğu şirketin feshi için dava açıldığını, edimin ifa edilemeyeceğinin hem yerel hem de genel basında defalarca yer aldığını, ayıplı ifa kapsamında değerlendirilerek zamanaşımının 5 yıl olduğunun kabulünde zorunluluk olduğunu, aradan 15 sene geçtikten sonra davalı şirket tarafından sahte sözleşmeler hazırladığını, şirketin dava dosyasına herhangi bir belge, bilgi ibraz etmediğini, bugüne kadar sayısı 300’ü geçen ve sadece bir kişinin 238 adet devre mülk aldığının iddia edildiğini, zamanaşımı olmadığı takdirde davanın belediye başkanlığı açısından husumetten reddi gerektiğini, YHGK’nun 2010/13-516 Esas 2011/6 Karar numaralı ilamının naylon sözleşmelere dayanarak açılan davalar sonucu davalı şirketin sevindirildiğini, 20.000 nüfuslu küçük bir ilçe olan Gazipaşa Belediye başkanının yetkisiz temsili sonucu büyük oranda zarara uğratıldığını, dönemin belediye başkanının meclis üyelerinin bu faaliyetleri sebebiyle cezalandırıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. Diğer davalıda davanın reddini istemiştir. Mahkemece, Davanın kabulüne, 1 adet devre mülkün rayiç bedeli olan 7500,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir. Davacı eldeki davada delil olarak 02/07/1997 tarihli, bila numaralı Kombi Tatil Kenti Devre Mülk Satış Sözleşmesi, senet asılları, tahsilat makbuzları ile diğer delillere dayanmıştır. Davalı ise YHGK’nun 2010/13-516 E. 2011/6 K. numaralı ilamının naylon sözleşmeler düzenlenmesine aracı kılınarak dava kazanılmasının kötüye kullanıldığını, satış tarihinden sonra düzenlenmiş sözleşmeler olabileceğini, ödemelerin belediye kasasına girmemesi sebebiyle tüm belgeler üzerindeki imza, yazı ve rakamların mürekkep yaş (yazı yaşı tespiti) yöntemiyle düzenleniş tarihinin belirlenmesi gerektiğini talep etmiş, ne var ki mahkemece bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmadan karar verilmiştir. Davalı şirketin ticari defter ve belgeleri ile doğrulanmayan bir kısım sözleşme ve ödeme belgeleri dosyaya alınmış ise de davalının az yukarda ileri sürdüğü hususlarda; sözleşme ve ödeme belgelerinin asıllarının ibrazı sağlanarak yazıda kullanılan mürekkebin içeriğine, belgeler üzerinde yer alan kaşe, mühür, pul gibi ilişik materyallerin içerik ve materyallerin parlaklığına ve bilgisayar yazı teknolojine varıncaya kadar dairemize seri olarak gelen diğer bazı dosyalarla birlikte İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü ile gerektiğinde Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine gönderilerek yazı içeriğine göre içinde bilgisayar mühendisinin de yer aldığı bilirkişi heyetine inceleme yaptırılmalı, taraf ve yargı denetimine uygun rapor alınmalı sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece değinilen bu yön gözardı edilerek, dayanak belgelerin sıhhati ispatlanmış gibi davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : Dava devre mülk sözleşmesinin ifasının imkânsız hâle geldiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin davalıların reklam kampanyaları ile tanıtımını yaptıkları Antalya ili Gazipaşa ilçesinde bulunan devre mülk kombi tatil kentinden 02.07.1997 tarihli sözleşme ile 594,80 TL bedelle A grubu devre mülk satın aldığını, tesisin davalı … güvencesi ile inşa ve teslim edileceğinin tüketicilere yansıtıldığını ancak devre mülklerin sözleşmede belirtilen şekilde ve belirtilen tarihlerde teslim edilmediği gibi davalıların kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklar sonucunda yapılmış mevcut inşaatların da yine davalı … tarafından yıktırılmış olduğunu ve hâlen ortada teslimi mümkün herhangi bir inşaatın bulunmadığını, bu sebeple müvekkil adına tescilin imkânsız hâle geldiğini, davalıların bu olayda ortak sorumluluğa sahip olduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla devre mülkün rayiç değeri 7.500 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı … vekili talebin zamanaşımına uğradığını, 05.10.1997 tarihinde devre mülklerin yapı ruhsatlarının iptal edildiğini, 21.10.1997 tarihinde de inşaatın mühürlendiğini, bu suretle sözleşmenin ifasının imkânsız hâle geldiği tarihten itibaren 15 yıldan fazla zaman geçtiğini, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ayıpla ilgili zamanaşımı sürelerinin gerçekleştiğini, müvekkili Belediyenin davaya konu sözleşmeden sorumlu tutulamayacağını, diğer davalı şirketin ve o tarihteki belediye başkanının usulsüz işlemleri ile belediyenin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu, davacı tarafça sunulan delillerin her zaman düzenlenebilecek adi belgeler olduğu, açılan emsal davalarda davalı şirketin ticari defterlerini dahi sunmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Belediyenin sorumluluğunu öngören 2010/13-516 E., 2011/6 K. sayılı kararından sonra davalı şirketin hâkim hissedarının kötü niyetle sahte sözleşme ve ödeme belgeleri ihdas ettiğini, sonradan oluşturulan bu belgelerle yeni davalar açılacağı konusunda tehditkâr davranışlar sergilediğini, bu sebeple sunulan deliller üzerinde mürekkep yaşı incelemesi yapılması gerektiğini, sözleşme ve ödeme belgesi altındaki davacı imzalarını da kabul etmediklerini, bu yönden imza incelemesi yapılmasının gerekli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı şirket vekili davacının sözleşme gereği üzerine düşen edimlerini tümüyle ifa ettiğini, müvekkilinin, davalı Belediyenin verdiği güvene dayalı olarak binlerce kişiye devre mülk satışı yapıldığını ancak sonradan zuhulen verildiği gerekçesiyle yapı ruhsatını iptal eden Belediyenin inşaatı mühürleyip çalışmaları durdurduğunu, Belediyenin bu iş ve eylemleri sebebiyle sözleşmeyi ifa etme imkânlarının kalmadığını, müvekkilinin bu davada sorumluluğu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece davalı Belediyenin sıfat yokluğu yönündeki itirazları reddedilmiş, sözleşmenin ifasının imkânsız hâle geldiği gerekçesi ile davanın kabulüne ve 7.500 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalı … vekilinin temyiz itirazları üzerine karar Özel Dairece yukarda başlık bölümünde yazılı gerekçelerle bozulmuştur. Mahkeme davacının ödemenin ispatı yönünde dosyaya asıllarını sunduğu bir kısım senette Eskişehir Bankası TAŞ’nin kaşesinin bulunduğu, dolayısıyla davacı ile davalı şirket arasında akdedilen adi yazılı devre mülk satış sözleşmesinin sonradan düzenlenme ihtimalinin olmadığı, yine İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü tarafından belge yaşının tespit edilemediği gerekçesiyle direnme kararı vermiştir. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık; davalı Belediyenin belgelerin satış tarihinden sonra düzenlenmiş olma ihtimalinin bulunduğu yönündeki savunması dolayısı ile davacı tarafça dosyaya asılları sunulan sözleşme ve ödeme belgeleri üzerinde mürekkep yaşının tespiti yöntemiyle inceleme yapılmasının mümkün ve gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Ülkemiz koşullarında mürekkep yaş tespitinin mevcut durumda mümkün olmadığı yargı camiasınca bilinmesi ve kabul edilmesi, diğer taraftan davalı Belediyenin davada taraf sıfatlarının bulunmadığı yönündeki itirazlarının yerinde bulunmadığı hususları Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2017 tarih, 2017/13-559 E., 2017/576 K. sayılı kararında aynen benimsendiği gibi bir kısım senetler üzerinde banka kaşelerinin de mevcut olduğunun görülmesi karşısında bahsi geçen evrakın sonradan düzenlendiği iddiasının da dosya kapsamı ile örtüşmediği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca yerel mahkemenin mürekkep yaşı incelemesi yapılmasının gerekli olmadığı yönündeki direnme gerekçesi yerinde ve hukuka uygundur. Ne var ki, davalı … vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle direnme uygun bulunduğundan, davalı … vekilinin bozma nedenine göre daha önce incelenmeyen işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.10.2018 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir